Üye Girişi | Yeni Üyelik
 
 
 
Trendus Astroloji Rehberi


Contemp!

Çağla & Roxane - 14.12.2011

Bir süredir şehir fuarın gelişini konuşuyordu. Neredeyse bianelden daha büyük heyecanla beklenmeye başlayan Contemporary Istanbul ya da göze çirkin gelen kısaltması ile “ci” geçtiğimiz günlerde rüzgar gibi geçti ve bitti. Frankly Fresh yazarları olarak bizim de sene içinde İstanbul’da en çok beklediğimiz olaylardan biri olan bu çağdaş sanat fuarını ayrı ayrı gezebildik. İşte size kesişen ve ayrılan kümeler hakkında fuarın bizde bıraktığı izler...

Çağla: Bienal hakkında yazmayıp Contemporary üzerine birşeyler karalamak biraz kolaycılık gibi gelebilir. Ama kişisel düşüncem Bienal’in her seferinde bizden biraz daha uzaklaşarak, karmaşık ve karanlık sanat labirentlerinde kaybolduğudur. Ve diyebilirim ki evet fuarı yazmayı tercih ederim ama yanlış anlaşılmasın değersiz bulduğumdan değil, demin de dediğim gibi benimle arasında çokça mesafe koyduğundan, bu ruh hali ile belki benim de yorumlarımlarım taraflı olmasından korktuğumdan. Bilmem yeterince kendimi anlatabiliyor muyum sevgili Frankly Fresh?

Roxane: Evet, evet. Bence kimseyi kırmamaya dikkat ederek ama duygularını belli eden güzel bir giriş yaptın konuya. Ayrı gezdik belki fuarı ama yine fikirlerimiz bir noktada kesişmeyi başardı sanırım... Istanbul Bienal`i bu sene de benim hayatımda önemli bir yer kazanamadı. Kendime kızmıyor değilim, daha çok üstünde durmam, daha çok sevmeye çalışmam gerekir. Ne de olsa bu benim işim. (Çok dürüst olmak gerekirse bu son cümleyi aslında çevremdekilerin bu ilgisizliğime kızıyor oluşuna biraz politik bir cevap olarak yazdım. Ama bir Frankly Fresh`e yakışmayacağını düşünerek hemen düzeltiyorum.) Bienal`i bir reklam kampanyasından farklı göremiyorum. Sanatı kurumların reklam objesi ya da imaj destekleyicileri olarak kullanmasına asla birşey demiyorum. Fakat "Bienal" kelimesinin arkasında büyük bir sorumluluk var ve bu kelimenin içi ne kadar dolduruluyor şüpheliyim. Oysa ki fuar fuardır. Buraya zaten işin ticaretini konuşmaya geliyoruz. Bu konuda da iyi ve kötü örnekler var tabii. Ama oraya pek fazla düşünmeye değil de "piyasayı" takip etmeye gidiliyor sonuçta. Belki de Bienal kendisine karşı olan yüksek beklentiden kaybediyor bu  durumda... bilemiyorum.

Evet, belki de. Roxanecım başka birşey de, ben yaşlanmanın da etkisi ile huysuzlaştım sanırım. Bana da bu tarz sanat olaylarında bazı şeyler batar oldu. Öncelikle “New Horizons – Yeni Ufuklar” bölümünde sanki ilk biz bulmuşuz gibi çevre ülkeler adı altında yer verilen Körfez Ülkeleri. Bunun kaç senedir yükselen değer olduğunu sağır sultan duydu (sanat alemlerinin sağır sultanı). Biz yeni açılıyoruz. Halbuki bölgenin en yakınları olarak (aile yakını gibi) asıl bunu bizim önce sahiplenmemiz, desteklememiz, bilinirliği adına çalışmamız gerekmez miydi? Şimdi bu motif (diyeceğim) yani Arap sarığı, burkası, poşu deseni, oryantal halı desenleri ve illaki Arapça yazı ve de ve de olmazsa olmazı Kaleşnikof oldukça popüler. Sanki Osmanlı İmparatorluğu döneminde yabancı ressamların gelip Oryantalizm ile dolup taşmaları gibi... (Tabii sonradan Harem’i aslında ne kadar yanlış resmettikleri de ortaya çıktı) Aslında yapılan her içi dolu iş gibi Kuveyt’ten, Arap Emirlikleri’nden, Suriye’den vs. çıkan sanatçıları keyifle takip ediyorum. Ama biz her zamanki gibi sondan yakalıyoruz. Özellikle burnumuzun ucunda olanları. Sen ne dersin Roxane? Eminim Fransa’da çok daha önceden keşfedilmiş, yıldızlaştırılmıştır.

Bu konuda ne kadar hassas olduğumu bilidiğini biliyorum Çağla`cım... Fransa`nın da zaten, değil dünyanın başka köşelerine, bizim kendi sanatımıza bile bizden daha fazla sahip çıktıkları kesin. Ben bu noktanın üzerinde durmayı tercih etmiyorum şu an. Bu aralar, belki senin de dediğin gibi her gün büyüyor (dikkat et yaşlanmak değil) olmamızın bir katkısı olabilir bu tarz huysuz yorumlarımıza. Ama gerçekten Türkiye`deki yeniye karşı olan cesaretsizlik ve öngörüş eksikliği beni benden alır oldu! Birşeylerin tüm dünya tarafından onaylanmasını bekliyoruz ondan sonra herkes yeni birşeye geçtiğinde "aaa bak bu tutar işte!" deyip bir de utanmadan "dünyanın hiçbir yerinde yok!" (tabii dünya ordan geçti bile canım, ondan yok!) diyerek ortaya sunuyoruz. Haa bir de tabii “markalaşmışlık” aşkımızdan bahsetmiyorum bile. Yolunu bulsak hepimiz kendimize birer logo çizdireceğiz (yazarın kendine notu: Frankly Fresh logosu çizdir!). Çıkışlarım biraz sertse Frankly Fresh`lerimden özür dilerim. Ama insan sevdiğine kızıyor. Bile bile lades dediğini görünce ve Çağla`nın da dediği gibi elindeki imkanları göremeyince...

Başka bir konu da her sene fuarı yakından takip edince yavaş yavaş kendinizi herşeyi görmüş gibi hissetmeniz... 2 sene önce çok sevmiştim. Geçen sene güzeldi. Bu sene ise çok şeyi görmüştüm hissi ile ayrıldım. Evet fuar olgusu daha satış amaçlı ve sanatsevere yeni ufuk açmak öncelikli misyonu değil. Ama bunu moda etkinliklerinde de görürsünüz seneden seneye aynı koleksiyon ya da sene içinde sergilenen işle rin toplu geçit töreni. Contemporary Istanbul’un da yavaş yavaş o sarmala kaydığını düşünüyorum. Çok kaba bir tabir olabilir ama tekstilde “çakılı mal” vardır. Susuyorum.

Bir konuda daha sana katılmak durumundayım. Benim yorumum şu olmuştu: Fuardan tam çıkarken, bir sene boyunca tüm iyi galerilerin sergilerini gezen birisi için hiçbir süpriz yoktu. Hatta hiç mi hiç anlam veremediğim iki nokta oldu: İlk olarak; fuara ilk gün gitmediğimi öğrenen insanlar nedense şaşırıp kaldılar. Oysa ki zaten milyonlar sahibi, yeni eser peşinde koşan büyük bir koleksiyoner olmadığım ortada. Ayrıca galeri değil de sanatçı atölyelerini yakından takip etmeye çalışıyor oluşum da mesleki bir bozukluk haline gelmiş durumda. İlk sorguladığım şu oldu. Benim ilk gün gitmeyişim neden bu kadar şaşırttı bu insanları? Vardığım sonuç ise, "öyle yapılır sen de öyle yapmalısın" genel anlayışından kaynaklanıyor herhalde. Bu kendimle alakalı bir durumdu. Şimdi esas merakıma geliyorum... Bütün bir sene sergilenip, satılmamış havasındaki işleri niçin bir telaş ilk "ci" günü gidip orada yakaladık? Ya da başka bir şekilde sorayım. Neden “önce gelen kazandı” heyecanı yaşanıyor acaba? (Birinç! Birinç!) "ci"den almak daha mı havalı yoksa? Yoksa  "ci" ciler, iyi müşterilerini indirimlerden önce uyarıp kıyafetlerini ayıran ve indirim günü fişi kesip evlerine gönderten Ralph Lauren ve arkadaşları gibi bir davranış mı sergiliyor? Yoksa ben o işleri sergilerde değil rüyamda mı görmüştüm?

Bir de zorlama bir sponsorluk yerleştirmesi olduğunu düşünüyorum. Sponsorluk konusu çok önemli ve bu tarz sanat ve moda etkinlikleri onlarsız SIFIR! Fakat sponsorluklarda karşılığından ne alınıyor? “Return of Investment” nedir? Sponsor firmanın çok önem verdiği bir konu- haklı olarak-. Bir etkinliğin sadece sponsoru olmak artık çok yetersiz. İşte isminin önüne ismini koymak vs. Artık organizasyonunda geri dönüp markaya orijinal bir proje sağlayabiliyor olması gerekiyor. Hem kazanmak istediği hedef kitle ile duygusal bir bağ sağlasın hem de basın görünürlüğü elde etsin. Bu konudaki hassasiyetini iyi biliyorum ve sana hak veriyorum ama bildiğin gibi sadece sponsorluğu alanların değil sponsor firmaların da bu konuda biraz daha fazla çaba göstermeleri gerektiğini düşünüyorum. Zorlu için ayrılan bölümdeki “Konstrüktif Parçalar” Sergisi bu anlamda iyi niyetli sayılabilecek bir çalışmaydı belki ama yine de biraz zorlamaydı sanki... Şu an “aha da buldum!” diyebileceğim birşey yok ama biraz daha yaratıcı fikirler olmalı. Tabii yine çok kişiselleştirmiş olabilirim. Çünkü hem anne hem baba mimar olunca zaten gözünüzü açtığınızdan itibaren iyi – kötü o tarz fotoğraflar görüyorsunuz. Bir de her inşaat gördüğünde ne kadar demir, beton vs. (hatta Türkiye şartlarında deniz kumu) gitmiştir hesaplayan yurdum insanı var. Onun yeri de ayrı... Bu konuda sanatçılardan destek alınamaz mı? Burada sana katılmıyorum... Biz, sanatçıların ticari kaygısı olmadan çalışabiliyor olmaları gerektiğini düşünüp desteklemiyor muyduk? Sanatçıların ilerlediği yol eğer sponsora uyuyorsa oradan tutup konuya girmek ve kendini bunun arkasında duran bir kurum olarak tanıtması (yani tüm taşları yerli yerine oturtmak) sponsor firma ile (en önemlisi) onu yönlendirecek etkinliğin sahipleri değil midir? Kesinlikle sanatçıların sponsora göre eser ortaya çıkarmaları gibi birşey söylemiyorum. Yanlış anladın. Sponsora birşey yapıyorlarsa sanatçılardan yorum ya da destek sorabilirler diyorum. En azından ortaya çıkan çalışma çok daha duruma yakışır gibi geliyor.

Şimdi size kısaca en beğendiğim, “bu fuardan onu almak isterdim” dediğim isimlerden ve işlerinden bahsedeceğim. Bu konuda bence birincilik açık ara Mehmet Güleryüz. Büyük ihtimalle yine psikolojik olarak ismin yüceliği farklı bir baskı oluşturuyordur bünyemde ama bir resmin önünden ayrılamıyorsan, anlıyorsan (en azından senin için bir anlam ifade ediyorsa) ve senin olsun çok istiyorsan bunun altında çok büyük bir aşk oluşuyor demektir. Ben insanlar karşısında da böyleyimdir. Çok beğendiğim, beni çok büyüleyen birine de (araba farlarına odaklanan geyik gibi) uzun uzun bakarım. En beğendiğimi de size göstermek istedim. Tekniği falan zaten geçiyorum ama o ifadeyi nasıl vermiş?

Senin sevdiğin işlere bu saf ve sadık yaklaşımını çok seviyorum sanırım =) Ben de öyle bir isimle karşılaştım: Wim Delvoye. Galeri Artist`e bunun için özel bir teşekkür borçluyum. Belçikalı sanatçının işleri ya sevilir ya sevilmez, fena değilmiş gibi yorumları kaldırmıyorlar. Ya rahatsız olur arkanızı dönersiniz yada heycanlanıp önüne yapışırsınız ve detayı detayına kadar incelersiniz. Fuar`da benim favorilerimden olan "Pig Skins" yani domuz derilerinin üzerine yaptığı dövmelerden vardı. Hayvanseverliğiniz sanatseverliğinizin önüne geçerse bu işi sevdiğim için benden nefret edeceğinizi biliyorum (ben de ağır hayvanseverim bu arada bunu lütfen unutmayalım) ama bence Wim sayesinde bu domuzlar dünyanın en şanşlı ve cool ve arkalarında iz bırakacak domuzları haline gelmişler. Adeta sanat için soyunanlardanlar!

 

 

Yazıyı sonlandırırken Mehmet Güleryüz dışında dikkatimi çeken birkaç ismi kısaca sayacağım. Ermeni sanatçılar arasında beni büyüleyen Ruben Grigorian ve steril çalışmaları, sonra Barış Cihanoğlu ve Yaşam Şaşmazer (bu son isimin işleri rüyalarıma giriyor artık... benim olmalı) Başka isimler de kesin var. Ama şu an sayabildiklerim bunlar.

Bizim gözümüzden Contemporary böyleyken böyleydi... Siz de favorilerinizi ve yorumlarınızı paylaşmak isterseniz her zamanki gibi franklyfresh.cr@gmail.com adresine bekliyoruz.

Görüşmek üzere,

Çağla ve Roxane’dan sevgilerle...


Anahtar Kelimeler : Contemporary Istanbul , Ruben Grigorian , Barış Cihanoğlu , Yaşam Şaşmazer , Mehmet Güleryüz , Wim Delvoy ,

Yorum Yap Gönder Yazdır Paylaş


Çağla & Roxane Tarafından Eklenen Son 5 Yazı

Koleksiyonerim Ben!
SaltVanAbbe
Print it Baby!
Guilty Pleasure...
Contemp!



Son Yorumlar

Bu habere daha önce yorum yapılmamış, ilk yorum yapan siz olun



Yorum Yap

Adınız Soyadınız
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz


 


Bu Blog'da Ara


Çağla & Roxane Hakkında


Anahtar Kelimeler
paris (4)  blog (3) 
colette (2)  istanbul fashion week (2) 
Moda (2)  moda haftası (2) 
Optimono (2)  sanat (2) 
Bronze Goddes (1)  bora aksu (1) 
Bloguma Dokunma (1)  Blender (1) 
Bilstore (1)  Beyonce (1) 
Bbase (1)  Base Post (1) 
Barış Cihanoğlu (1)  Ayşen Karakaya (1) 
Aslı Filinta (1)  Angelo Sosa (1) 

EN SON YAZILAN BLOGLAR




Standart
Tangerine Tango PANTONE 17-1463
Solar Power PANTONE 13-0759
Bellflower PANTONE 18-3628
Cabaret PANTONE 18-2140
Sodalite Blue PANTONE 19-3953
Sweet Lilac PANTONE 14 -2808
Margarita PANTONE 14-0116
Cockatoo PANTONE 14-5420
Driftwood PANTONE 18-1210
Starfish PANTONE 16-1120
Trendus'u Pantone'nin 2012 İlkbahar renklerine boyayın









www.mdg.com.tr   www.boxerdergisi.tv   www.fortuneturkey.com   www.trendus.com