|
![]() |
Print it Baby! |
| Çağla & Roxane - 11.01.2012 |
|
Roxane: Hızlı yaşıyoruz. Hızlı tüketiyoruz. Hızlı ilerliyoruz. Nereye, neye yetişiyoruz belli değil. Sanırım fazla hız yapmak aşkına bazı şeyleri yaşamayı bile unutuyoruz.
Bu sürati bilginin, teknolojinin, ilişkilerin birden bire anlaşılmaz bir şekilde hızlanıp gelişmesine ve hayatlarımıza sızmasına bağlıyorum. Resmen buldumcuk olduk, hazmedemedik tüm bu “üstümüze birden gelen ilerlemeyi”. Anne, babalarımız cep telefonuna alışamıyorlar diye gülüyoruz ama onların televizyonsuz bir dünyaya doğduklarını unutuyoruz... Nasıl yaşıyorlardı acaba? Ne yapıyorlardı? Heralde bizim sığışamadığımız 24 saat o dönemde uzun bile geliyordu onlara.
Peki bizim bu pis boğazlığımız nereye kadar gidecek sizce? Bazen kendimi 10 dakika içerisinde 5-6 siteyi "bookmarks"ıma alırken yakalıyorum. Hangi arada geri dönüp okuyacağımı zannediyorum ki o blog ya da siteleri?
Nefes almaya vakit bulduğum anlardaysa kendime “yavaş yaşama”ya dair sözler veriyorum. "O kadar hızlı gittik ki ruhumuz geride kaldı" mantığıyla durup hayattan keyif alırsam daha mı başarısız olurum acaba diye düşünyorum... ( Bence bu çok güzel hikayeyi Frankly Freshlere anlatmalısın Roxane.*) Ama sanmıyorum. Tam tersi bile olabilir "dolce far niente" yi hayatıma sokmayı başardığım gün :). Hazımsızca günden güne, işten işe, etkinlikten bir diğerine koştuğumuz kesin. Arada durup bunları sindirmemiz gerekiyor. Ama bana göre insan limitlerini zorladıkça güne çok daha fazla şeyi sığdırmayı başarıyor. İşte tüm bu teknolojik gelişmeler bizi kronik teknoloji yorgunluğuna uğratmak yerine bize bu düzeni sağlamakta yardımcı olmalı. Yani biz böyle faydalanmalıyız.
Sanırım bizim gibi birkaç “nostalji düşkünü /romantik” daha var. Çünkü son zamanlarda eskiyi yeniye adapte eden hoş fikirlerle karşılaşıyoruz. Bunlardan biri "As a Blogger" çok sevdiğimiz B`base`den çıkagelen Base Post! Base Post; analog blog dedikleri mis gibi kağıda basılmış sayfa sayfa bir blog. Sanırım dijital makineyle fotoğraf çekip çekip "ah nerede benim analogum, filmlerim" diye eski makinesinden binbir özür dileyen, ama eski makineye geri dönünce bu sefer de çektiği fotoğrafları Photoshop`ta açmaktan vazgeçememe gibi birşey bu! Nostaljik teknoloji devri... Bizim hoşumuza gitti, siz de deneyin!
Çağla: Base Post bu anlamda Türkiye’deki en farklı oluşum herhalde. Sıfır sayısını inceleme fırsatı buldum. Tabii arkasında çok deneyimli isimler olunca kalite tavan yapmış. Çok geniş bir ağa yayılacağı için önümüzdeki aylarda sizin de sık sık karşınıza çıkacaktır. Herkes “markamız için bir blog açalım”, “facebook sayfasında da bizi “like” etsinler”, “twitterdan 350 milyon kişiyi bir anda follow edip bir anda unfollow edelim. 10 yüz bin hayranımız var gibi görünsün” gibi cin fikirler ile günlerini geçire dursun atı alan Üsküdar’ı geçti. Base Post’u yarattı. Neden mi? Çünkü bu yoğunlukta zaman yaratıpta keyfine, merakına uygun birşeyler okuyabilmek bazen çok lüks oluyor. İşte o anları yarattığında da bunu elinle tuttuğun, çok beğeniyorsan sakladığın, coffee table üzerinde herkese göstermekten keyif aldığın bir basılı yayın ile yap diye… Mansur Forutan’ın deyimi ile zamansız bir yayın.
Dünya bu konuda nereye gidiyor derseniz, benzer bir örnek için “Trendleri Yaratan Tanrı Dergi” Vogue’un ünü Vogue da sollayan internet sitesi Style.com’dan başkasına bakmanıza gerek yok. Style.com artık print medya olarak da karşımıza çıkıyor. Sezonluk olarak yayınlanacak bu dergi New York’dan başlayarak Paris’le sonlanan birincil moda haftalarının A’dan Z’ye bir raporu gibi olacak. Catwalk, backstage, after party, sidewalk vs. gibi birçok farklı bölümü barındıracak bu derginin 1. Sayısını sipariş etmek için sitesine başvurmanız gerekiyor. Moda dünyasının ilk online’dan print’e transferi de böylece yaşanmış oldu.
2012 için konuşulanların hiçbirini ciddiye almamakla beraber tabii ki hepsini takip ediyorum. Ve bu teknolojinin geri sarıyor oluşu bana hoş bir tesadüf gibi gelmeye başladı. Teknolojik overdose yaşadığımız kesin. Çağla`nın da dediği gibi sorun aslında bunu fırsat olarak değerlendiremeyenlerde belki de… Ama İnternet ve benzeri birçok teknolojinin çökmesiyle ilgili bol laf duyduğumuz bu dönemde biraz da bu konuşmalardan etkileniyor olabilir miyiz acaba? İnsan faktörü söz konusu olunca öngörüler çok tehlikeli olabiliyor (bu da son dönemlerde keşfettiğim birşey). Yani mikroskop altında yapacağınız bir deneyde tahminde bulunsanız da moleküller zaten nasıl hareket edeceği varsa o şekilde davranıyor ve tahminlerinizi haklı ya da haksız çıkartıyor. Ama insanın ve duyguların devreye girmesiyle bu tahminler etkileniyor ve ister istemez değişime uğruyor. Demek istediğim Maya takvimi etkisiyle, olabileceklere karşı kendimizi şimdiden korumaya alarak İnternet`in kuyusunu kazıyor olabilir miyiz?
Lomo’ya, Polaroid’e doğru kaymamız da bunun bir gizli göstergesi değil mi zaten? (Hey sevgili mainstream alternatifler bunları tek keşfeden siz değilsiniz bu arada…) Hani teenage dönemimizde arkadaşlarla okulun düzenlediği yaz tatiline giderdik. Herşey çok güzeldi, çok eğlenceli, yıllar boyu hatırlanacak binlerce anı ile dolu… Tabii annemizi özlediğimizi itiraf etmek utanç vericiydi o yaşlara göre. Abuk subuk bahaneler ile annenize telefon ettiğiniz olmaz mıydı? İşte onun gibi. Daha şekilli de olsa, Polaroid’i bir Warholl felsefesinin arkasına da saklasak, Roxane’nın deyimi ile “Nostaljik Teknoloji” hepimizi sardı. Son olarak Instagram’dan da söz etmeden geçemeyeceğim. Instagram hepimizi büyülemiş olsa da bundan 20 yıl sonra elimize aldığımızda fotoğrafa bakarak yıl tahmin etme güdümüzü tamamen kaybedeceğiz gibi geliyor bana Frankly Freshler. Ne dersiniz? Peki sizce ve sence Çağla, İnternet de birgün vintage olur mu? Bilemem. Vintage kelimesi kafamda çok klişe çağrışımlar yapıyor, onlardan kurtulup doğru bakamıyorum.
2012 yılının ilk buluşmasını burada noktalıyoruz. Bize tüm aktarmak istediklerinizi franklyfresh.cr@gmail.com adresine yazabilirsiniz. Bu analog’a dönüş trendine uygun olarak biz de bir posta adresi mi alsak? Frankly Fresh’ten sevgilerle, Görüşmek üzere!
Çağla&Roxane
* Meksika`da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu kısa sürede yarılıyorlar. Hızla ilerledikten bir süre sonra yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Duruma anlam veremeyen gruptan bir kişi yerlilerden birine sorunca, cevabı şöyle olmuş: "Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik." |
| Anahtar Kelimeler :
Style.com ,
Base Post ,
|
| Tweet |
Yorum Yap |
Gönder |
Yazdır |
Paylaş |
| Çağla & Roxane Tarafından Eklenen Son 5 Yazı |
||||||
|
| Son Yorumlar |
|
|
| Yorum Yap |
|
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||




























.bmp)























