|
![]() |
Moskova Zamanı... |
| Elif Şengül - 07.05.2012 |
![]() |
|
12. yüzyıldan beri varlığını Moskova nehrinin yakasında sürdüren, tarih sayfalarında monarşik, komünist ve demokratik devlet yapıları ile iz bırakmış, dünyanın en yoğun işleyen metro hatlarından birine sahip, sanatın her dalında özgün eserlere imza atmış realist Rus sanatçıların şehri, Rusya Federasyonu’nun başkenti Moskova’dayız. Mevsimlerden ilkbahar. Geniş bulvarlar, yemyeşil parklar, içinizi ısıtan bir güneş, sokaklarda hızla ilerleyen insanlar, metrolarda mütemadiyen kitap ve dergi okuyan bir nüfus, mesafeli ama sıcak bir merhaba ile şehre adımımızı atıyoruz. İlk durak Bolşoy Tiyatrosu. Nikolai Rimsky-Korsakov’un 1899’da bestelediği Tsar’s Bride (Çar’ın Gelini) isimli operasını izlemek için sanata hürmetini ve müteşekkirliğini zarafeti ve alkışları ile muhteşem bir uyum içerisinde yansıtan izleyicilerle birlikte tiyatrodaki yerimizi alıyoruz. Üstelik internette okuduğumuz el yakan bilet fiyatlarının aksine, tiyatro girişinden son dakikada alınmış biletler ile iki kişi yalnızca 100 Ruple’ye girdiğimiz (2,5 Euro) inanılmaz etkileyici bir opera sahnesindeyiz. Realist Rus edebiyatının müziksel devrimi ile yorumlanan dört perdelik eser iyinin kötülüğünü, kötünün iyiliğini tüm şeffaflığı ile yansıtan gerçek bir drama. İşte o an Moskova’ya hoş geldin diyorum kendi kendime.
Pek çok farklı şehirde olduğu gibi, Moskova’yı da en iyi tanıyabilmek için toplu taşıma araçları ve yürüyüş en güzel ulaşım çözümleri. Sanırım hayatımda gördüğüm en hızlı metro hatlarından birine sahip bu şehirde sokaklarda gezerken ve toplu taşıma araçlarını kullanırken en çok dikkatimizi çeken detay ise şehrin temizliği ve bakımı oluyor.
Kiril alfabesi ve limitli İngilizce tabelaları ile mücadele etmek için en büyük öneri gitmeden önce veya gidiş uçağında alfabeye biraz da olsa göz atmanız olacaktır. Okunduğu gibi yazılan Rusça sokak ve cadde isimleri, metro durakları vb kelimeler gözünüzü korkutmasın, harf harf ilerlediğinizde sonuca varıyorsunuz :)
Tarih boyunca idamlar, mitingler ve gösterilere ev sahipliği yapmış Kızıl Meydan ve Rusya’nın farklı rejimlerdeki yönetim kalesi Kremlin’i tamamladıktan sonra yaşayan Moskova’nın sokaklarına bırakıyoruz kendimizi.
![]() Hayat işte şimdi başlıyor. Moskova nehri üzerinde yapılan nehir turlarından birini alarak şehrin silüetini belirleyen önemli yapıları inceleme fırsatı elde edebilirsiniz. Bunlardan bir tanesi başkent Moskova`nın sembollerinden olan ve şehrin yedi kız kardeşleri olarak tanınan Stalin gökdelenleri. 1947-1953 yıllarında şehrin yedi ayrı noktasında Moskova’nın 800üncü yılı anısına inşa edilen 7 gökdelenin 8’incisi ise mimari planının Stalin tarafından zamanında Sovyet işgalindeki Polonya’ya armağan edilmesi ile bugün Varşova sokaklarındaki en yüksek bina olarak yerini alıyor.
İlki Kremlin sarayının hemen doğusunda Kotelnicheskaya Naberezhnaya 1/15’e inşa edilen ve şehrin silüetinde modernizmin simgeleri olarak göze çarpan gotik ceketli dev binalar Rus barok ve gotik mimari tarzında oluşturuluyor. Yedi gökdelenden diğer altısı Krasniye Varota İdari Binası, Hotel Ukrayna, Hotel Leningradskaya, Dışişleri Bakanlığı, Moskova Devlet Üniversitesi ve Kudrinskaya konutu olarak hizmet vermeyi sürdürüyor.
![]() Moskova şehrinde arabayla gezdiğinizde ise fark ediyorsunuz ki şehir 3 büyük halkadan oluşuyor, ilk halka Kremlin sarayı ve çevresini kapsıyor, daha sonra ikinci ve üçüncü halkalar Moskova’nın yaşam alanlarını yaratan semtleri oluşturuyor. Şehir sakinleri ve şehrin belediyesi üçüncü halkanın dışında kalan yerleşim yerlerine ise artık Moskova demiyor. “Altın Halka” (Golden Ring) olarak da bilinen ikinci halkanın iç kısımları akşam yemekleri, gece hayatı, gezilmesi gereken sokaklar ve müzeler için başvurmanızın önerileceği adreslerle dolu.
Bu adreslerden bir tanesi ünlü Fransız yorumcu Gilbert Bécaud’nun 1960’larda yazdığı ve söylediği meşhur parçası “Natalie”nin etkisiyle üne kavuşan Café Pushkin. Tverskoy bulvarında geleneksel Rus mutfağından leziz yemekler tadabileceğiniz, oldukça pahalı ama bir o kadar da ambiyansı ile sizi etkilemeyi başarabilen özel bir restoran. Geçmişten bir ecza dükkanı, günümüze yansıyan bir pazarlama ve işletme başarısı.. Bécaud’nun Natalie parçasında şairane bir dille yarattığı Café Pushkin fikri, parçanın zaman içerisinde başarı sağlaması ve insanların Café Pushkin denilen mekanı görmek için şehre gelmeleri ile bir işletme uzmanının dikkatini çeker. Gözden kaçırılamayacak bu özel talebi mekanın kurucusu 1960’ların başında başarılı bir eczane olarak var olan dükkanı nostaljik iç yapısını koruyarak renove eder ve bugün Moskova’nın en popüler ve pahalı restoranlarından biri olan Café Pushkin’i yaratır. Moskova’nın en çarpıcı restoranlarından biri olduğunu söyleyebileceğim Café Pushkin’i görmenizi tavsiye ederim.
Café Pushkin’in üzerinde bulunduğu Tverskoy Bulvarı daha pek çok enteresan mekanı çevresinde barındırıyor. Bu civarda görülmesi önerilebilecek daha pek çok farklı alternatif mevcut.
![]() Jean Jacques Café.. Nikitsy Bulvar’ı üzerindeki bu küçük cafe/restoranda Rus-Fransız mutfaklarından derlenmiş leziz alternatiflerle karşılaşabilir, keyifli bir akşamüstü kadeh şarabınızla bu tatlara eşlik edebilirsiniz.
Goodman Steakhouse, Tverskoy bulvarı üzerinde et severler için kesinlikle uğranılması gereken başarılı bir formül. Menüde hangi etin hangi tahıl ile beslenerek yetiştirildiğine kadar her tür detayı bulabildiğiniz bu özel mekanda tek yapmanız gereken yemeğinizin keyfini çıkarmak.
“Batı kültürü istemiyorum, Rusya’ya gelmişken civar ülkelerin damak zevklerinden de tatmayı tercih ederim” derseniz şayet, Kitay Gorot mahallesinde yer alan Uryuk Özbek restoranı bu merakınızı giderebilecek özgün adreslerden bir tanesi. Etli erişteli “langman çorbası” ve Türk mutfağının talaş böreğini andıran “samsa” böreği etli yemeklerden zevk alanlar için uygun bir alternatif.
Moskova’da şehrin dinamiklerini gözlemleyebildiğiniz iki keyifli yaya yolunu atlamamızı öneririm. Biri Dostoyevski romanlarının başkahramanlarından sayılabilecek şehrin en eski ve en renkli sokaklarından bir tanesi olan Arbat Sokağı (Arbatskaya). 15. Yüzyıldan beri Rusya’nın başkentinde varlığını sürdüren Arbat Sokağı Napoleon’un Moskova’yı işgal dönemlerinde neredeyse yerle bir olma tehlikesi geçirse de soyluluğunu korumuş, günümüze kadar pek çok sanatçı ve akademisyene ev sahipliği yapmıştır. İlgiyle gezilebilecek bir diğer yaya yolu ise Tsverskaya’yı kesen sokaklardan bir tanesi olan Kamergersky Preulok. Moskova’nın en kısa yaya yolu olarak da bilinen Kamergersky, eskinin tiyatro sokağı ve bohem mahallesi olarak yer etmiş, bugün ise sempatik sokak kafelerinin ev sahipliği yaptığı nezih bir ambiyans ile hizmet sunuyor.
Tüm şehri karış karış gezdiniz, nehir turlarını aldınız, kafe, restoran ve parklarda şehri doyasıya içinize çektiniz. Artık kendinizden de bir parça bulduğunuz bu görkemli şehirde üretilen eşsiz realist resim ve heykellerini görmenin tam zamanı. Devlet Tretyakov Galerisi (State Tretyakov Gallery) Rus sanat tarihini oldukça kapsamlı bir koleksiyon ile sergileyen başarılı bir müze. Rus bir tüccar olan Pavel Tretyakov tarafından temelleri atılan galerinin ilk eserlerini Tretyakov’un kişisel koleksionu oluşturuyor. Daha sonra devletin desteği ile kapsamı bugünkü sınırlarına ulaşan müzede Rus sanatçılar tarafından üretilmiş 160.000’ın üstünde resim ve modern sanat objelerini incelemeniz mümkün. (Metro Tretyakovskaya)
4 günlük bir Moskova turunun sonuna geldik.. Tarih, sanat, kültür, değişim ve geçmişten bugüne yaşadığı anıların izlerini taşıyan gerçek bir şehirle vedalaşma vakti geldi. Mesafeli ama sıcak bir merhaba ile karşılayan şehir, şimdi de içten ama olgun tavrıyla bizi uğurluyor. Bu güzel ev sahipliğinin karşılığı olarak söylenebilecek fazla söz yok, “Spasiba” diyerek bu keyifli seyahat ve kültür turu için Moskova’ya teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Gilbert Bécaud," Natalie" için tıklayın: Devamı için tıklayın >>> |
| Anahtar Kelimeler :
Moskova ,
Rusya ,
Bolşoy Tiyatrosu ,
Stalin Gökdelenleri ,
Realist Ressamlar ,
|
| Tweet |
Yorum Yap |
Gönder |
Yazdır |
Paylaş |
`IPad Çağı`na giriş... |
| Elif Şengül - 04.05.2010 |
![]() |
|
IPad Mayıs ayı itibariyle resmi olarak Türkiye`de satışa sunuluyor... Kabaca tanımı ile Iphone`un A4 dosya kağıdı büyüklüğündeki versiyonu olarak özetleyebileceğimiz IPad, Wi-fi veya 3G mobil telefon ağı aracılığıyla internet erişimi sağlayabiliyor, elektronik postaları gönderme ve okuma, fotoğraf ve video izleyebilme, ayrıca video oyun oynayabilme imkanı tanıyor.
Ancak Computerworld dergisinden Mike Elgan`ın yorumlarına göre yaklaşacak olursak “arkasına doğru esintiyi alması halinde Beatles`dan bu yana yaşanılan en büyük kültürel fenomen olma yolunda ilerleyen bir cihaz” da olabilir. IPad donanımsal olarak Iphone`un biraz büyüğü gibi ve bu durumda Iphone kullanıcıları açısından kullanım alışkanlıklarının hızla alışılabileceği bir yazılıma sahip. Bazı uzmanlar IPad`in Apple tarihinin en başarılı buluşu olduğunu belirtiyor, Mac`ten, IPod`dan ve Iphone`dan bile büyük. Bu göreceli tartışmada başarı ölçütü ise ürünün satışları ve kullanım ömrü olacak şüphesiz. Teknoloji yazarlarının yorumlarına göre cep telefonundan internete, televizyondan basılı yayınlara ve hatta oyun sektörüne kadar geniş bir mecra kitlesine hitap etmesi hedeflenen bu cihazın zaman içerisinde network üzerine kurulu oyunlar üzerinden rekor satışlar ve gelirler elde edebileceği bile söyleniyor. Pratik ve kapsamlı Ibook teknolojisi ile Kindle ve benzeri teknolojileri arkada bırakarak daha fazla öğrenci ve akademik kitleye ulaşıp eğitimde yeni bir çağ başlatabileceğinden söz ediliyor:
IPad Çağı..
Amerika`da satışa sunulduğu gün itibariyle 300.000 IPad`in satışının gerçekleştiği ve piyasaya çıkışının birinci haftasında tipik bir web kullanıcısına göre iki buçuk kat daha fazla video tüketiminin gerçekleştiği IPad teknolojisinin her tür Apple ürününde olduğu gibi standart dışı yazılım ve uygulamaları tabi ki mevcut. Öncelikle Flash uygulamasını tanımayan ve HTML5 yazılımı ile video gösterimi yapan bu yeni mecraya hoş geldin demek gerekiyor. Online video pazarlamacılarının SEO çalışmaları açısında oldukça başarılı sonuçlar verebileceği belirtilen bu yazılım ile pazarlamacılar tag yerleştirme işlemleri ile uğraşmadan çok daha pratik yöntemlerle içeriklerinin bulunmasının sağlandığı bir teknoloji ile karşı karşıya. Üstelik bu yeni yazılım sayesinde video içeriklerin Flash boyutlarında kurgulanmasının da gerekmeyeceği belirtiliyor. HTML5 yazılımı birden fazla mecrada video gösterimi ile tanıtım yapmak isteyen pazarlamacılar açısından önem taşıyacak gibi gözüküyor. Ancak tüm bunların yanında bu teknoloji ve sistem içerisinde içerik oluşturmak ve reklam vermek için ise HTML5 uyumlu websiteleri ve daha fazla geliştirilmiş uygulamaların sunulması da kaçınılmaz oluyor.
IPad, uluslararası basında her zaman olumlu eleştirilere maruz kalmıyor. Bilgi özgürlüğünün ve operasyon platformlarının çok daha fazla önem kazandığı yeni dönemde yazılım ve erişimi ile daha fazla kitlelere ulaşabilecek olan uygulamaların IPad`in başarısına engel olabileceği de belirtiliyor. Eleştirilerin yoğunlaştığı bir diğer nokta ise belirli özelliklerin yer almadığı bu estetik teknolojiye yönelik. Kamera gibi sabit bir uygulamanın yer almadığı IPad teknolojisinde bu özelliğin 6 ay kadar sonra yeni ve geliştirilmiş bir versiyon adı altında fiyat arttırarak çıkartılacak yeni bir ürünle piyasalara sunulacağı ise tartışma konusu.
Yeni teknoloji ve uygulamalar her zaman için olumlu ve olumsuz eleştirinin hedef tahtası olmaya devam edecek tabi ki. IPad`in estetiği ve kullanım alanları ile
|
| Anahtar Kelimeler :
IPad ,
tablet ,
Apple ,
teknoloji ,
SEO ,
video ,
|
| Tweet |
Yorum Yap |
Gönder |
Yazdır |
Paylaş |
Sanat Treninde Yolculuk.. |
| Elif Şengül - 08.03.2010 |
![]() |
|
Yaşamımızın pek çok alanında izlerini ve iz düşümlerini deneyimlediğimiz sanatçıların yaşantıları aslında yarattıkları o eşsiz eserlerin ayrılmaz bir parçası değil midir? Sanatçıların sevgi, aşk, kin, üzüntü, hırs ve korkularını kimi zaman bir heykelin kıvrımlarında, kimi zaman fırçanın ters bir vuruşunda, kimi zaman ise bir portreye yansıttıkları gizemli gülümseme ile hissederiz.
Sanat, mimarlık ve çevre tasarımı üzerine uzmanlaşan Amerikalı gazeteci Elizabeth Lunday`in “Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları” isimli kitabının sayfalarında gezerken, kendinizi yüzyılları kateden sanat tarihi treninde yolculuk yapan meraklı bir öğrenci gibi hissediyorsunuz… Yıllar, akımlar, ülkeler ve hayatlar çevirdiğiniz her sayfada karşınıza farklı renkler ve tatlarda çıkmaya devam ediyor sanki. Herkesin içinde saklı olan o minik sanatçı ruhunu unutmaması gerektiğini hatırlatan gerçek karelerle, yüzyıllara damgasını vurmuş sanatçıların yaşamlarından hiç beklenmedik öyküler sade ve keyifli bir dille satırlara dökülüyor.
Peki kimlerle yolculuk ediyoruz bu trende: Leonardo da Vinci, Michalengelo Buonarotti, Rembrandt Van Rijn, Vincent Van Gogh, Frida Kahlo, Salvador Dali ve Pablo Picasso yolculardan yalnızca birkaçı. Fonda Portekizlerin hüzün içeren melankolik Fado melodisi ile anarken sanatçıları, yüzünüzde sevimli bir gülümsemeyle seyrediyorsunuz yaşananları…
Gelin, birkaç sahneyle Lunday`in penceresinden sanat tarihi yolculuğunun keyfini beraber çıkaralım, ne dersiniz?
Yolculuğa Vinci kasabasından başlayalım. 1452, 15 Nisan`ında dünyaya gelen Leonardo kralların, düklerin en çok aranılan sanatçısı olma yolunda ilerlerken aslında yaşadığı ağır dikkat bozukluğu nedeniyle başladığı pek çok resmi veya heykeli yarım bırakması ile ünlenmiştir. Sanatçının “Sanat eseri asla tamamlanmaz, yalnızca terkedilir” ifadesi de kendiyle tutarlı bir anlama sahip bu açıdan baktığımızda. Geriye dönük bir değerlendirme yapıldığında, Leonardo da Vinci`nin aslında 20`den az tamamlanmış eseri olduğunu ve pek çok eserinin ise yarım bırakılmış veya hasar almış olduğunu görüyoruz. Arşivlerini incelediğimizde, sanatçıdan kalan en fazla sayıda eserin aslında çalışma kağıtları olduğu göze çarpıyor. Lunday kitabında, günümüz Leonardo efsanesinin temelini oluşturan Mona Lisa tablosunun hikayesini yansıtıyor esprili bir dille. Paris Louvre Müzesi`nde her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği bu başyapıtın hikayesini hiç merak ettiniz mi peki?
Leonardo, kahverengi göz lü, açık alınlı ve yuvarlak çene hatlı “La Giaconda”, diğer bir adıyla "Mona Lisa" portresi için çalışmalarına 1503 yılında başladı ve eseri tamamlaması üç - dört yıl sürdü.. Peki bu tabloyu diğerlerinden ayıran en büyük özellik neydi? Herşeyden önce duruşu: Lisa hafif yana dönük oturuşu ve verdiği kontrast pozuyla portreye bir hareket katıyor. Tabloyu dönem eserlerinden ayıran bir başka farklı özelliği ise fonda yer alan muhteşem peyzaj görüntüsü. Öte yandan, pek çok i Devamı için tıklayın >>>
|
| Anahtar Kelimeler :
sanat ,
Elizabeth Lunday ,
Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları ,
Mona Lisa ,
Salvador Dali ,
Da Vinci ,
|
| Tweet |
Yorumlar ( 1 ) |
Gönder |
Yazdır |
Paylaş |
| İlk Sayfa | Önceki | Sonraki | Son Sayfa |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||





























.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)


























