|
![]() |
Ben Bir Yunus Olsaydım... |
| Esra Erdoğan - 12.03.2012 |
![]() |
|
Ben bir Yunus olsaydım diye içimden geçirdiğimde inanılmaz neşeli oluyorum. Onların enerjilerini kendi enerjimle bütünleştirdiğim zaman geri geri yürüyebileceğimi, her gördüğüm varlığa gülümseyebileceğimi ve onların tüm sıkıntılarını hafifletebileceğimi düşünüyorum. Gerçekten Yunus enerjisini insan kalıbı ile hissetmek müthiş bir deneyim.
Birliğin ve bütünlüğün ayrılmaz parçaları olan doğa ve insan figürleri bu enerjisel birlik içinde yaşarken sadece farkında olamadığı için ayırım yaparak zihinsel efendiliğinin hükmünde yargılayıcı, korkak ve düşük enerjilerle ömür geçiriyor. Tüm bunların sonucunda gelinen nokta da tabiiri caizse “körlerin kör noktası” oluyor.
Kör dediğimiz zaman onlar sadece sembolleri görenlerden farklı yorumluyorlar. Uzun yıllar görmeyen biri yıllar sonra tekrar görmeye başladığınıda yine göremez çünkü öğretilmiş bir gözü yoktur. Sil baştan herşeyi sembollerle anlatmak zorundasınız. Kırmızı, sandalye, uçak, 5, kitap, yemek isimleri vs gibi yaşamın gerektirdiği herşeyi anlatmak durumundasınız.
Ancak benim söylemek istediğim öğretilmiş gözle bile görülemeyen “körlerin kör noktası” olan gerçekte gördüğünü sanan “sanal zihinlerimiz”. Kör nokta; hiç bakılmayan, farkında olunamayan ve bilinemeyen alanın olduğu alandır.
Kendimize Yunus gözlüğü taktığımız hayal edelim kısa bir süre. Nasıl da güzel yay gibi gözleri vardır sanki heryeri görüyorlarmış gibi hissettirirler...Bizler bakamadığımız, bilinmeyen ve fark edilmeyen kör noktaya bakma cesaretini gösterebilirsek eğer emin olmalıyız ki; bu muhteşem varlıklar, bize hizmet etmek için ve evrenin titreşim hızını yükseltmek için varlar.
Yunuslarla yüzen insanların bilinç seviyelerinde açılımlar yaşadığıını bilim ispatlamış durumdadır. Onların en önemli görevi evrimleşme farkındalığında olmamızdır. Kelimelerin çok daha fazlasının ifrata kaçacağı düşüncesindeyim. Bunun yerine sezgilerimizi kullanarak bilinmeyenin ötesine geçmenin kör noktayı aşmamızı kolaylaştıracağını vurgulamak istiyorum.
Basında çıkan haberler hepimizi derin düşüncelere soktu. Onlara yapılan acımasız davranışları hepimiz eleştirdik. Oysa buzdağının arkasında yani görünmeyen kör noktanın bilinmeyen alanında işler gerçekten böyle yürümüyor. Onlar bu halleri ile bizlere aslında çok önemli mesajlar veriyorlar...
“ Özgürleşemeyen topluluklar, başklarına güdümlü bağımlılıklar geliştiren bilinçler, farklı formlara sokularak bastırılmış varlıklara dönüşecektir. Bizler, kendi okyanusumuzda yüzmeyi bırakarak, kendi özgür irademizle burada, sizin küçük havuzunuzda yüzerek size okyanusu hatırlatmak için buradayız. İşkence gören bedenlerimiz ama asıl siz kendinize zihinsel işkence ediyorsunuz. Artık bunu anlamanın zamanı geldi”.
Bu bağlamda her zaman söylemekte yararlı olan gerçek şudur ki; Evren de herşey bir bütünlük içinde zarif bir şekilde titreşmektedir. Ve bunu sevgi ile yapmaktadır. Her varlığın bu anlamda çok önemli görevleri vardır. Elbette Yunusların ve Balinaların’da!
|
| Anahtar Kelimeler :
|
| Tweet |
Yorum Yap |
Gönder |
Yazdır |
Paylaş |
Kirpi Dasbi-3 |
| Esra Erdoğan - 15.01.2012 |
![]() |
|
KİRPİ DASBİ-3
Dasbi 5 tane sihirli taşı ellerinde tutmaya başlar başlamaz ilk olarak yere açık yeşik olan D harfi düştü. Giderek şekil değiştirdi ve bir anda Dasbi’yi de içine alarak onu dönüştürmeye başladı. Dasbi hiç olmadığı kadar sakindi. D harfinin anlamını kavramıştı.
D= Dönüşüm demekti.
Dasbi bu yolculuğunun onu neye dönüştürdüğünü artık biliyordu. Ruhunun sırlarına bu dönüşüm sayesinde ulaşabilecekti. Her varlığın kendi dönüşüm sürecinin aslında ruhunun akmasına izin verdiği ölçüde gerçekleşebileceğini biliyordu. O, bu yolculuğa çıkma cesaretini göstererek zaten kendi dönüşümüne de izin vermişti. Umutsuzluk umuda, hüzün sevince dönüşmüştü, Ve kendine en can alıcı soruyu sordu. Neye dönüştüm? Cevap hemen hızla geldi. Kendin olduğun o saf bilince geri döndün. Dönüşüm yanlız kendinden kendine olabilir.
Hızla gelen cevap Dasbi’nin başını döndürmüştü. Taşlar açık yeşil bir halden kırmızı tona dönüşmüştü. ve bu sefer sırada A harfi vardı. Ona bakınca korkusunun da dönüşmüş olduğunu gördü.
A= Aşk demekti.
Kirpi Gua hanım ona ayrılık duygusunu Aşk ile anlatmıştı. Aşık olduğumuz kişiden ayrılma korkusu ile ona örnek vermişti. Neden ayrılıkdan korkardı bir varlık? Hem de bu kadar aşk hakim bir evrende yaşarken? Neden sadece Aşk yetmezdi bizlere? Bu kadar öze temas eden güçlü enerji olmasına rağmen neden sonsuzluğun anahtarının kilidi hep kitli kalırdı? Neydi gerçekte Aşk?
Cevap daha da hızla geldi. Aşk senin kendine duyduğun en derin sevgi ifadendir. Aşk sevginin elbisesidir. Onu kırmızı giymeyi çok sever çünkü kırmızı kan rengidir ve hayatta kalmamız kana bağlıdır. Sevgi çok güçlü olunca, aşk imdata koşarak onu parçalara böler. Her kapıdan aşk çıkar. Her deneyimin özünde sevgi vardır ve aşkın gözünü kör eden bu özdeki sevginin içine bakmayı bilmesidir. Dışarı bakan değil, içeriyi besleyen aşk büyük bir onurlandırılmayla kör olmayı kabul eder ve hem içeriyi hem dışarıyı kırmızıya boyar.
Dasbi çok fazla sarhoş olmaya başlamıştı. Aldığı bilgiler gerçeken de onu inanılmaz bir sihrin içine çekmişti. Tabii diye düşündü Dasbi. Ben sihirin ta kendisiyim. O anda taşlar hızla pembe renginde dönmeye başladı ve S harfi yere düştü.
S= Sihir demekti.
Dasbi hayatı boyunca sihire inanmamıştı. Bunu söyleyenlerle de dalga geçmişti. Oysa sihirin kendisi olduğunu anlaması ile hayatı bir anda değişime uğramıştı. Üstelik bunun için kimseden yardım almamıştı. Sihir nedir? diye düşünürken cevap bu sefer Kirpi Gua hanım’ın karşısında belirmesi ile olmuştu.
“ Sevgili Dasbi, en büyük sihir; evrende yanlız olmadığını bildiğin zaman yaratılır. Sihir çok güçlü bir parçandır ve doğuştan senin hakkındır. Kendine özel bir dünyası vardır ve sen oraya adım atar atmaz, kişiye özel damgasını tanıyarak devreye girer. Sana “emrindeyim” der. “Dile benden ne dilersen” der. O senin Tanrısal yanının sana hediyesidir.
Bizler dünyaya gelirken yanımızda ismimizin gizemlerini de barındıran, sihir bavullarını da getirdik ki bunu, ihtiyaç duyduğumuzda hemen açıp kullanalım diye yaptık. Bavulun içinde bir asa (şifa gücü), bir şapka ( idrak gücü), bir pelerin (yükseliş gücü) bir gözlük ( görme gücü) ve en önemlisi nefes topu (anın gücü) getirdik. Tüm bunları bir araya getirdiğin de ortaya muazaam güçlü bir sihir çıkartacaksın.”
“Peki bu bavul şu an nerde” dedi Dasbi.
“ Ah! Sevgili çocuğum bu yine senin bulabileceğin bir cevap. Ben sana yolu açabilirim ancak yolda yürüyecek olan sensin. Tek yapman gereken kendine hatırlama izni ver.”
Dasbi kendini bir anda bu müthiş hatırlamanın enerjisine verdi. Birden geriye kalan taşlardam mavi olanı muhteşem şekilde parlayarak yere düştü.
B= Bütünleşmek demekti.
Fakat bu sefer bembeyaz bir ışık demeti gibi parlayan son taşda yere düşerek kendini gösterdi.
İ= İmgeleme demekti.
Bütünleşmek ve İmgeleme bir araya geldiğinde gerçekten de Sihir etkisi yaratabilir miydi? Kendisi ile bütünleştiğini hissederek, çok büyük bir imgeleme yaptı Dasbi.
Sevgiyi çok güçlü bir şekilde imgeledi. O an tüm evren onun bu sevgi imgelemesi ile titreşti. Yükselişe geçmişti ama öyle zannedildiği gibi etinden kemiğinden uzaklaşarak yapmamıştı, tam tersine bedeninin hiç bu kadar farkında olmamıştı. O an en büyük sihirin devreye girdiğini anladı. Eğer kendinin farkında olabilirse ancak yükseliş gerçekleşebiliyordu. Kendini her halinle kabul ederse, ve şefkatle, yargısızca kendine yaklaşırsa büyük bir üstat olabileceğini anlamıştı.
Sevgili okuyucular, hepimiz birer Dasbi’yiz. İsmimiz kendi içinde sırlar barındıran en büyük bavulumuz. Onu gelirken yanımızda getirdik ve hala arayıp duruyoruz. Siz de bundan sonra kendi isminizin içine bakmayı deneyin ve göreceksiniz ki; Alice Harikalar diyarını anlayabilmek için girdiğimiz tavşan deliği bizden başka bir yerde değil.
Haydi sihir başlasın. Bavullardan aletler çıksın ve oynamaya başlayalım hep birlikte. Sihirli dünyanıza hoşgeldiniz!
|
| Anahtar Kelimeler :
|
| Tweet |
Yorum Yap |
Gönder |
Yazdır |
Paylaş |
KİRPİ DASBİ-2 |
| Esra Erdoğan - 21.11.2011 |
![]() |
|
Kafkas’lı Kirpi Gua Hanım
Dasbi uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra dinlenmek için kendine kuytu bir köşe bularak uyumaya çalıştı. Ancak tam uykuya dalacakken karşısında dev bir yaratık gördü. Korkudan kaçmak için hamle yapamayınca; yaratık, onu ensesinden bir çırpıda yakalayarak hızla koşmaya başladı.
Dasbi sonun geldiğini düşünmeye başlamıştı. Kafasından tüm yaşadığı hayatı bir çırpıda sorguladı. Nasıl da herşeyi yarım bırakmıştı. Çok üzgündü. Yaratık hızını iyice düşürmeye başlamıştı. Birazdan onu bekleyen sona doğru gidecekti. Demek hayat bu kadar kısa ve acımasızdı. Tam da herşeyi yoluna koymuştu. Üstelik tüm sorularının cevaplarını bulacağına ne kadar da çok inanmıştı.
Yaratık artık iyicene durma noktasına gelmişti. Yavaşça Dasbi’ye doğru eğilerek onu yere bıraktı. Dasbi’nin gözleri kapalıydı. Tam o an’da birden sanki başka bir boyuta sıçramıştı. Artık korkmuyordu. Onu bekleyen son belki de onun yeni bir başlangıç yapmasına sebep de olabilirdi.
“ Gözlerini aç” dedi yaratık
“ Ne istiyorsun benden?” diye sordu Dasbi
“ Neden benden korkmaktan vazgeçtin?” dedi yaratık
“ Çünkü yeterince korkutucu olmadığına karar verdim”
“ İyi de benim görevim seni korkutmak ve bu sayede sihirli yolculuğunun önünü tıkamaktı. Bunu, bana nasıl başardığını anlatır mısın?”
“Senin nefesini hissettiğim zaman, önce çok korkup kendimi senin ellerine teslim ettim. Ama sonra kendi nefesimi fark edince, son an`a kadar kimsenin benden almaya gücünün yetmeyeceği, "kendi gücümü" fark ettim. O an tüm korkularımı salıverdim. Yaşadığım kısacık bir an da bile nefes almayı başarabiliyorsam; bunun sebebi, ben daha misyonumu tamamlamadığımdan dolayı olmalıydı.
Oysa senin sadece “korkudan” ibaret olduğunu anladım. Bu sayede; ben de, yolunu arayan kirpi Dasbi’nin sadece korkudan ibaret olamayacak kadar büyük olduğunu anladım. Bu basitlikle yaklaştım olaya. Kendim olmak için yola korkmadan çıkmıştım. Şimdi bunun korku duygusu ile sonlanmasını istemedim. Amcamın da bir lafını hatırladım o sıra.
“ Dasbi, bu yol korkutucu olacağı kadar sürprizlerle de doludur. Hiç bir duygunun, hiç bir olayın seni yolundan çevirmesine izin verme. Bildiğin yol, senin için en doğru olandır. Sakın korkuların yüzünden vazgeçme. Unutma; her duygu dönüştürülebilmek için vardır. Hüzün, sevince, umutsuzluk, umuda dönüştürülebilir ama en önemlisi korkudur ve eğer sen onu cesarete dönüştürebilmeyi başarırsan amacına daha rahat ulaşırsın.”
Dasbi konuşmasını tamamlar tamamlamaz karşısındaki yaratık aniden çok güzel bir kadına dönüşmüştü.
“ Sevgili Dasbi, sonunda korku duygunu dönüştürmeyi başardın. Artık isminin anlamını sana söylemem için hiç bir engelin kalmadı”
“Demek siz Kirpi Gua Hanımsınız”
“ Ta kendisiyim. Beni önce korkuları yüzünden kimse fark edemez ve yaratık zanneder ancak sen içindeki yolculuğu, dışarıdaki tuzaklardan ayrıştırınca; çoğu dünyevi varlığın sırf bu yüzden yolculuğunun daha başındayken vazgeçtiği olayı başardın. Oysa herşey daha yolun başındayken apaçıktır. Bu tıpkı karşımızdaki kişiye aşık olup daha sonra ayrılık korkusu ile yaşamamız gibidir. İkilem doğamıza aykırıdır ama bir türlü vazgeçmez ve sonunda da korkularımıza yeniliriz.
Dolayısıyla sen, kendisini tuzaklarla gizleyen, senin en büyük parçanla bütünleştin. Sevgi parçanın ortaya çıkmasına izin verdin. Saf bilincin sana akmasına izin verdin. Yolunu açtın. Sevgi herşeyin üstündeki en büyük güçtür ve gerçek bolluktur.”
“ Korkmaya devam etseydim beni öldürecek miydin?”
“ Zihninle sorular sormamayı da öğrenmelisin sevgili Dasbi. Kalbinin de bir bilinci olduğunu, dili olduğunu, merkez olduğunu ve isminin olduğunu bilmelisin. Kalbinin ismi seni yolculuğun boyunca hiç yalnız bırakmayan en büyük parçandır. Onun ismi senin "ruhundur".
Soruna gelecek olursak ; seni ben değil, sadece korkuların öldürecekti. İçindeki sevgiye demirlenince herşey değişti. Hayatın bambaşka bir boyuta geçti. Bundan dolayı, sana şimdi ödülünü verme zamanı geldi”
Kirpi Gua hanım elinde büyük bir ışık demeti gibi parlayan 5 tane sihirli taşı Dasbi’ye verdi. Bu taşların çok güçlü bir sihir etkisi ile çalıştığını söyledi. Bu sayede hem isminin ne anlama geldiğini hem de gerçek misyonunu öğrenebilmesinin tek yolunun; taşlarla oynayarak olabileceğini öğütledi ve ekledi.
“ Unutma ne kadar yaratıcı imgeleme yaparsan, onlar o kadar gerçek olurlar. Hayallerini korkusuzca büyüt ve onlara inan. Misyon; ancak uçuk hayallere izin verdiğin zaman ortaya çıkar. İsmin en büyük misyonunu barındırıyor. Ve ben; sana, aslında tüm konuşmalarım boyunca, isminin anlamını şifreliyerek verdim. Şimdi, sana düşen bunları bulmak ve misyonunu kucaklamak.”
Devam edecek...
|
| Anahtar Kelimeler :
|
| Tweet |
Yorumlar ( 1 ) |
Gönder |
Yazdır |
Paylaş |
| İlk Sayfa | Önceki | Sonraki | Son Sayfa |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||























































