Bir ağaçla başladı her şey...Bir ağacın dalları uzandı şehirlere,dinlere, dillere ve bir ağacın gölgesinde kayboldu tüm farklılıklarımız. Ayrı duran her şeyin aksine aynı duygular birleştirdi bizi...
Sokaklara çıktık, yürüdük, canımız yandı pes etmedik, bir kişi düşse on kişi yerden aldık onu ve belkide en önemlisi bakmaktan çok görmeyi öğrendik. Şimdi farklı bir açıdan görüyoruz her şeyi , bastığımız toprağın, soluduğumuz oksijenin kıymetini çok daha iyi anlıyoruz...Mutfaktaki tencerenin , dolaptaki sütün, “olum çok yedik ya” diye attığımız Talcid’in bile farklı bir anlamı oldu bizim için ve biz sözüm ona her şeyden bi haber yeni nesil olarak haberin kendisi olduk.
Sosyal medya desen “... ile kahve keyfiiii” ya da “ponçik ve ben” yazılı dijital günlükler olmaktan çıkıp en güçlü haber kaynaklarından biri oldu, başımızı kaldırmadığımız telefonlar sayesinde binlere ulaştık. Bazen bir fotoğraf bin sözcüğe bedel oldu konuşmadık ama paylaştık, yanımızdan geçene bakmadığımız zamanların aksine yan yana yürüdük . Birbirimizi görmeyi öğrendik, “komşu” bizim için “arabanın önüne park etmiş yine “ dediğimiz insan değil akşam balkonlarda selamladığımız tavadaşımız oldu.
Birine “iyi misin” demek için onu tanımamıza gerek yok artık çünkü biz aynı fikir altında tanıştık bir kere ve biz gerçekten daha “iyi”yiz artık...her şeyin daha iyi olması için uğraşıyoruz ve her geçen gün neler başarabileceğimizi daha iyi görüyoruz ve ben bir İzmirli olarak böyle bir direnişin parçası olmaktan gurur duyuyorum.
Floransa, Milano, Paris derken 3 haftadır güneş yüzü görmeyen ben, yazdan kalan son bronzumsu görüntüyüde Paris karlarına teslim edip pirüpak bir şekilde İzmirime döndüm. Açıkçası bu moda haftası dönemi benim için biraz zorlu geçti ama olsun her ne kadar hastalıktan ve güneşsizlikten söylensemde özellikle karlar altındaki Paris bambaşkaydı. Elbette moda haftasında bu tarz havalarda koşturmak oldukça tehlikeli hele birde o karlar erimeye başlayıp ince bir buz tabakasına dönüşünce olay sokak modası fotoğrafçılığından buz patenciliğine geçmedi değil, ben içimizden birini ciddi anlamda havada gördüm. Moda haftasında mıyım eurosportta mıyım belli değildi.
Neyse kazasız belasız bu zorlu ama bir o kadarda keyifli moda haftalarından sonra şimdi sizi karlar altındaki sokak modasıyla başbaşa bırakıyorum.:) Şubatta tekrar aynı yollara düşeceğim ve umuyorum bu kez güneş bize o kadar insafsız davranmayacak.
Floransa’dan dönmeme bir gün kala tam Pitti Uomo’nun şıklık buhranından kurtulup kendime gelecektim ki Gucci’nin taze kanı Yiğit Turhan’dan gelen Gucci Muzesi’nin açılış daveti her şeyi değiştirdi. İtalyanların bu işi ne kadar iyi bildiğini bir kezde akşam görme şerefine nail oldum. Gucci Müzesi’nin açılışı aynı zamanda Cindy Sherman’ın çalışmalarını görmek içinde bir fırsat oldu. Akşamüstü benden beklenilmeyecek bir hızda hazırlanıp açılışın yapılacağı yer olan Piazza Della Signoria’ya vardım. Zaten daha taksiden iner inmez şehrin ışıklandırması sizi havaya sokmaya yetiyor. İçerisi inanılmaz kalabalıktı tüm editörler, ünlü bloggerlar ve tasarımcılar Pitti yorgunluğunu umursamadan davete gelmişlerdi.
Bende sözüm ona havalıyım ya şampanyamdan da eksik kalmadım, bir elimde makine,bir elimde telefon epey göze çarpar bir haldeydim. Giriş katında Gucci tasarımlarının yanı sıra her modaseverin-bilirin ( gerçek anlamda!) aklını başından alacak bir kitap reyonu vardı. Saatler geçse, o kitaplara bakmaktan bıkmazdınız tüm moda tarihi hemde her yönüyle, her markayla elinizin altındaydı.
Üst kata çıkmadan öncede Gucci Museo parfümünüde test etme şansım oldu, sadece Gucci storelar’da bulabileceğiniz oldukça asil, özel bir parfüm. Daha sonra üst kata markanın tarihine doğru bir yolculuğa çıktık. Audrey Hepburn, Henry Fonda, Maria Callas ve daha pek çok efsane isim tablolarla Gucci’nin tarihini anlatmaya başlamıştı bile...Daha sonra müzenin girişine geldiğimde güvenlik görevlisinin fotoğraf makineme bakıp nazikçe kaşlarını kaldırmasıyla yıkıldım. Mükemmel bir moda tarihi içeride bana bakıyor ve ben çekemiyorum, neyse bir şey yapamadım ( yoksa yapsamıydım?) ve her adımda “bunu çekmem lazım” diye diye söylendim.
İçeride 1960,70 ve 80 yıllarında tasarlanan mokasenler, omuz çantalarının yanı sıra bir döneme damga vuran bambu saplı çantalar da vardı. Daha sonra bir ışık gözümü aldı ve hiç vakit kaybetmeden oraya doğru yürüdüm. Yürümez olaydım, karşımda Blake Lively’nin Gucci Premiere parfümünün tanıtım kampanyasında giydiği sırtı açık elbisesi duruyordu( bkz 3.fotoğraf). Tabikide bir camın içindeydi. Onun hemen yanında ise Salma Hayek, Cameron Diaz , Jessica Chastain ve Evan Rachel Wood’un kırmızı halıda giydikleri elbiseler tüm ihtişamıyla parlıyordu.
Müzenin üst katında ise Cindy Sherman’ın çalışmaları yer alıyordu. Sergide “Bus Riders” ( 1976-2000) ve “Mystery Murder People” ( 1976 -2000) fotoğraflarının yanı sıra Doll Clother isimli 1975 yapımı filmi izleme şansımda oldu.
Tamam, çok konuştum ve şimdi sizi fotoğraflarla başbaşa bırakıyorum...
Izmir Saint Joseph Fransız Lisesinden mezun olduktan sonra soluğu Izmir Ekonomi Üniversitesi- Moda Tasarım bölümünde aldı. Projeler, dikiş makinaları, kumaşlar, sanat ve moda arasında dopdolu geçen dört yıl içinde onu dergicilikle ...