Blues Festivali`nin Ardından

Blues Festivali`nin Ardından
Yayın Tarihi: 3.12.2012 00:00:00

 2002 yılıydı ilk Blues Festivaliyle tanışmam. Biraz çekimser, biraz meraklı ve o zamanki ergen hislerimle “ niye Blues yeaa!” diye iç geçirerek gitmiştim. Ama olan oldu ve ben mükemmel bir akşam geçirdim ve daha sonraki yıllarda  İzmir`de gidebildiğim tüm Blues festivallerine gittim. Yeri geldi kız arkadaşlarımı sürükledim yeri geldi bir hafta önceden biletler alınarak şaşılacak bir uyumla ( “ben gelemiycem sanırım,mık mık” diyen tek bir insan evladı olmadı) sürü sepet  festivale akın ettik. Daha sonra hep gittiğim festivalin yeri değişti ve Alsancak’tan taşındı. E bizde Alsancak merkezdir Karşıyakadan gelene de, Göztepeden gelenede uzak olmaz , erken çıksan da bir şeyler içmeye kordon’a geçersin vs.  Ama yeni festival alanı uzakta kaldı ve ne yalan söyliyim ben bir yere alışınca çok ön yargılı davranıp kendi kendime yeni yerlere trip atabiliyorum. Başka etkinliklere giden arkadaşlarımın da memnun kalmadığını görünce inceden "Blues Festival’ine gidemeyecek miyim ben?!!" paniği yaşadım.

Yine de kararlıydım, bu sene yeniden gitmek istiyordum önce aklıma İstanbul geldi fakat bizim kızları ikna etmek imkansız olunca Ankara’da karar kıldım. Benim içinde, yapışık yaşadığım tüm teknolojik evlatlarımdan ayrılmak ve nefes almak için fırsat oldu. Hani bazen kendi başına kalmak istersin hiç bir işin , hiç bir sorumluluğun yokmuş gibi... hatta bildiğin, hep gittiğin şehir bile ne kadar eğlenceli olursa olsun fazla gelir sana, az yerini bildiğin daha acemisi olduğun bir şehirde kafa dinlemek istersin ya...işte benimde öyle oldu. 

Blues bir bahane miydi peki ? Bilmiyorum. Son zamanlarda yaşanan durumlar, getirilen yasaklar yüzünden Blues festivali’ni de kaybedebileceğimizden korkup yıllardır severek gittiğim bu festivalle ilgili yazı yazmak, farklı bir gözle bakmak belki de kıymetini bir kez daha anlamak istedim.  Kendi kendime ölümsüzleştirmeye çalıştığım bile söylenebilir...İnsanların ne olursa olsun böyle güzel festivallere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Her hafta sonu rutin’i yaşamak yerine seninle aynı zevkleri paylaşan , hiç tanımadığın insanlarla bir araya gelip keyifli vakit geçirmek , normal zamanda denk gelemeyeceğin muhteşem müzisyenleri dinleyebilmek, birlikte şarkı söyleyip, dans edebilmek...bu kaybedilmemesi gereken bir şans.

Bunun ne kadar önemli olduğunu Ankara’daki festivale giderken anladım.  “Ne kadar kalabalık olabilir ki ?” diye düşüp giderken kilit olmuş park alanı bana gereken cevabı verdi. Neyse başka yerde park yeri bulduk ve yıllardır bu an’ı beklemişçesine festivale giden insan kalabalığına karıştık. Alan büyük olduğu için oksijen sorunu yaşamadık ve fenalık geçirmeden içeri geçtik. İlk başta ortalık oldukça sakindi Cedric Burnside sahnedeydi . O, bizi olacaklara önceden hazırlamak için işin keyif ve romantizm kısmını ele almıştı hani şu elinde içkiyle salındığınız türden. Elbette, fırsattan istifade kötü alışkanlıklar grubuna dahil oldumuz için ara sıra terasa sigara içmeye çıkıyorduk. Terasta pek çok insan festival için tasarlanmış siyah şapkalarla Blues Brothers tadında gezerken bende kolumdaki basın bilekliğinden sebep havaya girmiş gözlemci takılıyordum.

Herkes son derece rahattı , kimse kimsenin umurunda değildi, hiç kimse fifi’sini koluna atıp, bileğim kırık çantasıyla gezmiyordu. Ya da kimse “etkinlikteyiz haydi 78678680 fotoğrafla bunu belgeliyelim”  telaşında değildi. Tek bir amaç vardı “eğlenmek”. Daha sonra içeri geçtik ve tahmin ettiğim gibi ortamın ısısı bir anda yükseldi ve sahneye Billy Branch & The Sons of Blues çıktı. O sallanan ekip ufaktan hareketlenmeye başladı, terasa biri haber salmışçasına herkes içeri doluştu ve “ pardon ,pardon...geçebilir miyiz...pardooon” kelimeleriyle insanlar kendine yer bulmaya çalıştı ve ben o kalabalıkta” bir daha asla bira alamayacağım” diye iç geçirmeye başladım.  Herkes dans etmeye başladı ama biri vardı ki sanki o hep dans ediyormuşta insanlar üzerine festival düzenlemiş gibiydi. Yani o adam, bu gece dans edecek kaçarı yok, hazırlanmış belli...insanlar da kaçamadı zaten o ayrı.

Sonra iş daha da büyüdü ve sahneye Smokin` Joe Kubek & Bnois King çıktı. Elbette şehre yapılan övgülerle başlayan konser herkesin vatan millet duygularını coşturdu arkamızdan “ Adamsın Sen!!!!” sesleri yükseldi. Eller havada, herkes keyifli, bizim dansçı zaten sorma gitsin...kanının son damlasına kadar dans ederken sahneye Zora Young çıktı. Müthiş bir enerji, müthiş bir ses ve hal böyle olunca ortaya harika bir festival çıktı. Benim ayaklarım tepinmeden muzdarip “ Allah’ın cezası bi dur artık” dercesine sızlamaya başlayınca ufaktan kapıya doğru yöneldim. Yorgun bacaklarım ve dağılmış saçlarım dışında geride çok güzel bir festival, harika bir eğlence ve kendini hep hatırlatıcak Blues Festival’i anahtarlığı kaldı. Ben bira içtiğim bardağı da aldım, utanmasam sahnedeki tabelayı da sökerdim ya neyse...

Benim size tavsiyem tehlikede olduğunu düşünmek istemesem de bu festivalde bitmeden - bitirilmeden mutlaka uydum akıllı bir kaç arkadaşınızı toplayın gidin.




Yazarın Son Yazıları
-25th Hour Lingerie

-Bir Ağaç

-Sokak Modası Karlar Altında

-Floransa`da son gece - Gucci Müzesi

-Blues Festivali`nin Ardından

-Shourouk`un yeni isimleri

-Rodrigo Otazu`nun Yıldızlar Geçidi

-Kese Kağıdı artık bir Lüks


YAZARLAR



Yazarın En Çok Okunan Yazıları
-İnci Denizel - "Arzu Nesnesi" takıların tasarımcısı

-The Italian Job

-Les Benjamins

-Zamansız Tasarımlara Taze Kan : Ece Salıcı

-25th Hour Lingerie

-Milano`nun Maskülen Yanı

-Sokak Modası Karlar Altında

-Ayakkabı Sanatı : Ivan Crivellaro


Size daha iyi hizmet verebilmemiz için sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Giriş yaptığınız andan itibaren çerez kullanımını kabul etmiş sayılacaksınız.  Detaylı bilgi için tıklayın...
 X